İçeriğe geç
  • Dolar 49,6067 ▲ %0,06
  • Euro 55,7467 ▼ %0,02
  • Sterlin 66,3971 ▲ %0,04
  • Gram Altın 6.562,26 ▼ %0,17
  • Çeyrek Altın 10.746,75 • %0,00
  • Gümüş 92,19 ▼ %0,30
  • Bitcoin 4.107.754 ▲ %1,02
  • BIST 100 11.797,70 ▲ %3,22

cevre-haberleri

Ege'de kuraklık ve sel riski, entegre bir yönetim sürecinde

İzmir Bakırçay Üniversitesi'nden Prof. Dr. Şermin Tağıl, Ege Bölgesi'ndeki kuraklık baskısına dikkat çekerek kentlerin kuraklık ve sele karşı eş zamanlı tedbir alması gerektiğini vurguladı. Tağıl, yağmur suyu hasadının yaygınlaştırılmasının önemine işaret etti.

İzmir Bakırçay Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şermin Tağıl, iklim koşullarındaki değişimle birlikte artan ani yağış ve kuraklık tehditlerine karşı şehirlerin her iki riski aynı anda gözeten bir stratejiyle hazırlanması gerektiğini belirtti. Tağıl, asıl meselenin yağış miktarından ziyade, düşen suyun tutulması ve ihtiyaç duyulan döneme aktarılabilmesi olduğunu ifade etti.

adana.gundemi.org'da yayınlanan habere göre, Akdeniz havzasındaki kuraklaşma eğiliminin Ege Bölgesi'ni olumsuz etkilediğini aktaran Tağıl, bölgenin uzun vadeli kuraklık baskısı altında kaldığını dile getirdi. Beklenen düzeyde gerçekleşmeyen yağışların toprak nemini azalttığını, tarımsal üretimi zorlaştırdığını ve yer altı suyu kaynakları üzerindeki baskıyı artırdığını kaydeden Tağıl, Ege genelinde kuraklığın şiddetinin yer yer farklılık gösterdiğini, özellikle Kuzey Ege'deki baskının dikkat çekici olduğunu vurguladı.

Gelecek dönem için öngörülen yağışlı havaların su kaynaklarının toparlanması adına tek başına yeterli olmayacağını savunan Tağıl, mevsimlik yağışın normallerin üzerinde olmasının kuraklığın sona ereceği veya kaynakların yeterince besleneceği anlamına gelmediğini belirtti. Tarımsal kuraklık ve yer altı suları açısından yağışın zamanlaması, miktarı ve toprağa sızma oranının kritik önem taşıdığını hatırlatan Tağıl, aşırı kullanılan yer altı suyu rezervlerinin yeniden beslenmesinin uzun sürebileceğini, bu nedenle yağmur suyu hasadının yaygınlaştırılması, su kayıplarının önlenmesi, arıtılmış suların yeniden kullanılması ve havza kapasitesine göre su yönetiminin sağlanması gerektiğini söyledi.

İklim değişikliğinin en çarpıcı etkisinin yağış miktarındaki değişimden çok, yağışın zamanlaması, şiddeti ve mekansal dağılımındaki farklılaşma olduğunu vurgulayan Tağıl, uzun süre yağış almayan toprağa kısa sürede yoğun su düştüğünde sızıntının yetersiz kalabildiğini ve bunun yüzey akışıyla sel riskini artırdığını anlattı. Kentlerdeki beton ve asfalt yüzeylerin bu durumu ağırlaştırdığına dikkat çeken Tağıl, şiddetli bir yağış olayının tek başına kuraklığı bitirmediğini veya su kaynaklarını tam olarak beslemediğini, tek bir olayı doğrudan iklim değişikliğine bağlamanın ise doğru olmadığını ifade etti.

Değişen iklim koşullarında kuraklık ve aşırı yağış risklerinin bir arada değerlendirilmesinin zorunlu hale geldiğini belirten Tağıl, kentlerin artık yalnızca bir riske değil, her iki riske birden hazırlanması gerektiğini kaydetti. Tağıl, "Kentleri artık yalnızca kuraklığa ya da yalnızca sele karşı değil, her iki riske birden hazırlamalıyız. Yağmur suyunu hızla uzaklaştırılması gereken bir sorun olarak görmek yerine, uygun alanlarda toprağa sızmasını sağlamalı, çatı sularını toplayıp depolamalı ve şebeke kayıplarını azaltmalıyız. Çünkü mesele yalnızca ne kadar yağmur yağdığı değil, düşen suyu ne ölçüde tutabildiğimiz ve ihtiyaç duyduğumuz döneme aktarabildiğimizdir." dedi.

📰 Bu haber 43 haber sitesinde yayınlanmıştır.

TürkAta Haber Ajansı Abone Ol

TürkAta Haber Ajansı
Diyarbakır Gündemi

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…